Bu ülkeye seçim ittifakı gelecekse onu da biz getiririz!

  • analiz
  • 09:04 22 Şubat 2018
  • |
img

ANKARA - Yıllar yılı koalisyonu ve seçim ittifaklarını, “Türkiye’yi geleceksizleştirmek” olarak nitelendiren AKP ve MHP arasındaki 3’üncü milliyetçi cephe ittifakının resmen kurulması için ilk adım atıldı. Erdoğan bu tür girişimleri, “baştan kaybetme neticesini görmek” olarak nitelendiriyordu. 

Siyasi koşulları sürekli kendi lehine göre dizayn etme arayışında olan AKP, iktidarda kalmak için bu yönlü önemli bir adım daha attı. Daha önce sert biçimde eleştirdiği “koalisyon ve ittifak” konusunda bu kez başkanlık sistemini garantiye almak için MHP ile ilk somut adımı atmış oldu. BBP’nin katılma ihtimali de bulunan “Cumhur İttifakı” isimli girişim için Meclis’e sunulan 26 maddelik teklifte ittifakın önü açılırken, aynı zamanda seçim hilelerin ve sandığa çeşitli müdahaleleri de adeta yasal hale getiriyor. Teklifte yer alan “İhbar üzerine kolluk güçleri sandık başına gelebilir” şeklindeki düzenleme özellikle bölge illerinde serbest seçimlerin tümüyle ortadan kaldırılmasını beraberinde getirebilir. 
 
Aslında Türkiye bu tür ittifak ve birlikte siyaset yapma girişimlerine yabancı değil. Türkiye 1980 darbesinden sonra özellikle Kürtlerin ve sosyalistlerin Meclis’e girmesini engellemek amacıyla konulan yüzde 10 seçim barajı nedeniyle ittifak girişimlerine sahne oldu. 
 
52 GÜNLÜK İTTİFAK
 
Yüzde 10 barajına karşı ilk ittifak girişimlerinden biri 1987' de gerçekleşti. O dönem yüzde 8 oranında oyu olan bugünkü AKP’nin öncülü Refah Partisi ile yüzde 2 oy alan bugünkü MHP’nin öncülü olan Alparslan Türkeş’in MÇP’si ittifak kurdu. Bu ittifaka Aykut Edibali’in Islahatçı Demokrasi Partisi de dahil edildi. Bu üç partinin 1987 yılında toplamda aldıkları yüzde 9 oy oranına rağmen 1991 yılında yaptıkları ittifak sonucu yüzde 16 oranında oy aldı. İttifak Meclis’e 62 milletvekili soktu ve seçimlerden hemen sonra her partinin kendi yuvasına dönmesiyle birlik dağıldı. Bu birlikteliğe sonraları “52 günlük ittifak” adı koyulacaktı.
 
SHP-HEP İTTİFAK MİLLİYETÇİLİĞE KURBAN GİTTİ
 
Bu konudaki en önemli ittifak girişimi 1991 yaşandı. Legal siyaset sahnesinde çıkarak Kürt sorununu demokratik yollarla çözme arayışına giren Kürt siyasetinin kurduğu HEP, 1991 yılında SHP ile ittifak gerçekleştirdi. HEP’in belirlediği 18 isim SHP listelerinden seçilerek Meclis’e girdi. SHP yüzde 20 oranında oy aldı. Ancak “sosyal demokrat siyaset” iddiasına rağmen SHP bünyesinde Kürt siyasetine çok fazla tahammül gösterilmedi ve Kürt vekiller SHP’den ihraç edildi. Böylece ittifak sonuçsuz kalmış oldu. 
 
3’ÜNCÜ MİLLİYETÇİ CEPHE
 
Bu ittifaklarla birlikte yine AKP’nin öncülü olan partilerin kurduğu milliyetçi cephe koalisyonları da bugün gerçekleştirilen “milli ve yerli AKP-MHP-BBP” ittifakını fazlasıyla anımsatıyor ve bu yüzden birçok kesim bu son ittifakı 3’üncü milliyetçi cephe ittifakı olarak nitelendiriyor. 
 
MİLLİYETÇİ CEPHE KOALİSYONLARI
 
İlk milliyetçi cephe ittifakı 1975 yılında gerçekleştirildi. Süleyman Demirel başkanlığındaki Adalet Partisi (AP), Milli Selamet Partisi (MSP), Milliyetçi Harekat Partisi (MHP) ve Cumhuriyetçi Güven Partisi’nin (CGP) katılımıyla 1’inci milliyetçi cephe koalisyonu kuruldu. Daha sonra yine Demirel öncülüğünde ikinci milliyetçi cephe iktidarı kuruldu. O dönemlerde toplum üzerindeki baskı artırılırken, adım adım 12 Eylül darbesine giden koşullar oluşturuldu. O gün kurulan milliyetçi cephe hükümetlerinin icraatları darbeye zemin sunarken, şimdi 3’üncü milliyetçi cephe koalisyonu olarak nitelendirilen girişim, başarısız bir darbe girişimi sonrasında ve OHAL koşularında şekilleniyor. 
 
ERDOĞAN: KOALİSYON BU TOPLUMA KARŞI SUÇTUR
 
En son yapılan 16 Nisan referandumunun temel motivasyonu bile “koalisyonları bitirme” üzerine kurulmuştu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 20 Nisan 2015 tarihinde yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Ülkemizin geldiği yerde yeni araçlara yeni imkanlara ve yeni bir yönetim sistemine ihtiyacımız var. Türkiye çok partili sisteme geçtiği 70 yıla yaklaşan dönemin tam 40 yılını koalisyonlarla geçirdi. Bugün Türkiye’de yapılmış olan ne varsa hemen tamamı geriye kalan 30 yıllık tek parti iktidarların dönemi. Bu ülkenin 40 yılını (koalisyonlarla) çalanlar şimdi aynı düzenin devam etmesini istiyorlar. Seçimlerde projesi koalisyon olan bir muhalefet partimiz var veya muhalefet partileri var. Şimdi ne diyorlar biz koalisyon kurmaya hazırız diyorlar. Daha baştan neticeyi görüyorlar. Biz koalisyon dönemlerinin Türkiye’ye hep kaybettirdiğini söylüyoruz. O çıkmış seçimlerden sonra yeterli çoğunluğu sağlarsak koalisyon kurmaya hazırız diyor. Bu Türkiye’ye kaybettirmeye talibiz demektir. Yani biz istikrar ve güven istemiyoruz demektir. Oysa biz güçlü tek parti hükümetleri dahi Türkiye’ye yetmiyor. Yeni Türkiye’yi inşa edebilmek için başkanlık sistemine ihtiyaç olduğunu söylüyoruz.” 
 
DÜN KARŞI ÇIKTIKLARINI BUGÜN SAVUNUYORLAR
 
Üstelik AKP hükümeti, 7 Haziran seçimlerinde CHP, MHP, HDP, DHKP-C, PKK ve FETÖ’nün kendilerine karşı ittifak kurduğunu ileri sürüyor ve bu “kirli ittifaka” gereken cevabın verilmesi çağrısı yapıyordu. CHP bile doğrudan yapmamış olmasına rağmen yıllarca HEP ile kurulan ittifakın sorumlusu olarak görüldü ve suçlandı. MHP ise aynı dönemde en ağır sözlerle, AKP’yi HDP ile ortak hareket etmekle, başkanlığın bir Öcalan projesi olduğunu ileri sürmekle meşguldü. Çok geçmeden başkanlık sisteminin mimarlığını da “küfür sayılan” koalisyon ve ittifakı da kurmak AKP ve MHP’ye nasip oldu. Şimdi iktidar ve MHP yetkilileri hem koalisyonu hem de ittifakın ne kadar faydalı bir şey olduğunu topluma anlatmaya çalışıyor. 
 
MA / Kenan Kırkaya